Years

2026

2025

2024

2023

2022

2021

2020

2019

2018

2017

Categories

Authors

ARTICLES

Review Article

İkincil Kumar Oynama Bozukluğu

Gül Eryılmaz,Işıl Göğcegöz
2018, 2(2), s:59-61

Patolojik kumar, sosyal, mesleki ve aile hayatında önemli kayıplara neden olabilecek bir beyin hastalığıdır. Bu yazıda, ikincil veya iyatrojenik olarak adlandırılabilecek kumar bağımlılığı davranışı gözden geçirilmiştir.


Case Report

Bariyatrik Cerrahi Sonrası Ortaya Çıkan Kumar Oynama Bozukluğu

Gül Eryılmaz,Cemal Onur Noyan
2018, 2(2), s:62-63

Patolojik kumar oynama, kişinin bireysel, ailevi veya mesleki işlevselliğinin bozacak şekilde kumar oynama davranışının kontrol edilememesi ile karakterize, kalıcı ve tekrar eden istenmeyen kumar davranışları olarak tanımlanmaktadır. Son yıllarda giderek sık uygulanmaya başlayan obezite ameliyatlarından sonra alkol ve madde kullanım bozukluklarının ortaya çıkabilme ihtimalinin arttığı belirtilmektedir. Şimdiye kadar dürtü kontrol bozukluğu olarak değerlendirilen kumar oynama bozukluğu DSM-5 ile birlikte bağımlılık davranışları kategorisi altında değerlendirilmektedir.  Bu vaka bildiriminde bariatrik cerrahi ameliyatı sonrasında ortaya çıkan kumar oynama bozukluğu vakası tartışılacaktır.  


Original Article

Alkol Bağımlılığı Olan Hastaların Bellek İşlevlerinin Değerlendirilmesi

Serdar Nurmedov
2018, 2(1), s:5-10

Uzun süreli alkol kullanımı aralarında öğrenme, bellek, görsel-uzamsal işlevler ve soyutlamanın da bulunduğu farklı bilişsel işlevlerde değişen düzeylerde bozulmaya neden olur. Farklı teknikler kullanılarak yapılan araştırmalarda,özellikle frontal lob olmak üzere neokorteks, limbik sistem ve serebellumun alkolün etkilerine en hassas beyin bölgeleri olduğu gösterilmiştir. Bu çalışmanın amacı alkol bağımlılığı öyküsü olup, en az erken tam remisyon ölçütlerini karşılayan bireylerdeki bellek bozukluklarının değerlendirilmesi ve sağlıklı kontrollerle karşılaştırılmasıdır. Ayrıca ayıklık süresi ile bellek bozulması arasındaki ilişkinin araştırılması da amaçlanmıştır.

Çalışmaya 24 hasta ve yaş, cinsiyet ve eğitim düzeyi açısından eşleştirilmiş 24 sağlıklı kontrol alınmıştır. Herhangi bir Eksen-I ek tanısı, kronik nörolojik hastalığı, demansı, kafa travması öyküsü, işlevselliğini bozan kronik hastalığı, Wernicke ensefalopatisi ve Korsakof sendromu olan hastalar çalışma dışında tutulmuşlardır. Alkol bağımlılığı olan bireylerin ve kontrol grubunun bellek işlevleri WMS ve SBST ile değerlendirilmiştir. Kontrol ve  bağımlı grupları arasında anlamlı farklılık gösteren bellek alt ölçekleri SBST’de anlık bellek, öğrenme puanı ve öğrenme yanlış puanı’dır. WBS’de düz sayı menzili, ters sayı menzili, görsel hatırlama, bellek katsayısıdır. Erken ve kalıcı tam remisyon grupları arasında SBST’de toplam hatırlama puanı ve uzun süreli bellek yanlış puanında anlamlı farklılık bulunmuştur. Bu çalışmanın sonucunda alkol bağımlılığı olan hasta grubunda dikkat ve bellek işlevlerinin kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha bozuk olduğu saptanmıştır.  Bu bulgular bu konu ile ilgili literatür ile uyumlu  bulunmuştur.


Original Article

Erzurum İlinde Denetimli Serbestlik Polikliniğine Başvuran Hastaların Sosyodemografik İncelenmesi

Fatma Eren,Nermin Gündüz,Hatice Turan,Erkal Erzincan
2018, 2(1), s:11-16

Amaç: Doğu Anadolu Bölgesi Erzurum ilinde Denetimli Serbestlik polikliniğine başvuran hastalarla ilgili olarak yapılan bu ilk çalışmada bölgedeki hastaların sosyodemografik verilerinin, madde kullanım özellikleri ve diğer yasal suç kabul edilen unsurlarla karşılaştırılması amaçlanmıştır.

Yöntem: Aralık 2015 ve Şubat 2016 tarihleri arasında Erzurum DS polikliniğine ilk kez başvuran olan 132 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Araştırmaya katılan hastalara araştırmacılar tarafından hazırlanan sosyodemografik veri formu uygulanmıştır.

Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 132 vakanın tümü erkekti. Hastaların %49.2’sinde çoklu madde kullanımı mevcutken, esrar %45.4 seviyesi ile tek başına en yüksek oranda kullanılan madde olarak saptandı. Sigara ve alkol kullanımının madde kullanımından daha erken yaşta başladığını ve alkol ve sigara kullanımının yüksek oranda olduğunu bulduk. Çoklu madde kullanımının sosyodemografik veriler üzerindeki etkisine bakıldığında; ilk madde kullanım yaşı, son bir ay içinde madde kullanım varlığı, ilk sigara kullanım yaşı, kendine zarar verme davranışı varlığı, ek adli olay varlığı ve daha önce psikiyatrik tedavi öyküsü varlığı ile arasında anlamlı bir fark bulundu. İlk madde kullanım yaşı ile yaş, ilk sigara kullanım yaşı ve ilk alkol kullanma yaşı arasında anlamlı düzeyde pozitif korelasyon mevcuttu. Son olarak cezaevi öyküsü olan ve olmayan gruplar kendine zarar verme davranışı açısından karşılaştırıldığında anlamlı bir fark bulundu.

Sonuç: Denetimli serbestlik başvurusu olan bireylerin sosyodemografik verilerinin gözden geçirilmesi madde kullanımına yönelik daha fazla koruyucu önlemin alınacağı grubun tanımlanmasında klinisyenlere yol gösterici olacaktır.

Anahtar Kelimeler:


Original Article

İnternet Bağımlılığı Olan ve Olmayan Üniversite Öğrencilerinin Zihin Kuramı Yönünden Karşılaştırılması

Nuran Korkmaz,Hızlı Sayar Gökben,Hüseyin Ünübol,Nevzat Tarhan
2018, 2(1), s:17-21

 Amaç: Bu araştırmanın amacı, internet kullanım bozukluğu olan ve olmayan üniversite öğrencilerinin zihin kuramı yönünden karşılaştırılmasıdır.

Yöntem: Araştırma, Üsküdar Üniversitesinde lisans eğitimi alan patolojik internet kullanımı kriterlerini karşılayan 25 öğrenci ve bu grupla yaş, cinsiyet olarak eşleştirilmiş ancak patolojik internet kullanımı kriterlerini karşılamayan 25 öğrencinin katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Verilerin toplanmasında, demografik bilgi formu, İnternet Bağımlılık Ölçeği ve Dokuz Eylül Zihin Teorisi Ölçeği kullanılmıştır.

Bulgular: Araştırmaya katılan öğrencilerin yaş ortalamaları 22,7±1,5 olarak belirlenmiştir. Patolojik internet kullanımı olan ve olmayan gruplar arasında zihin teorisi ölçeğinin puanları açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Patolojik internet kullanımı olmayan öğrenciler, patolojik internet kullanımı olan öğrencilere göre zihin teorisi ölçeğinden daha yüksek puan almışlardır.

Sonuç: Bu sonuç, patolojik internet kullanımının öğrencilerin sosyal etkileşimlerini etkileyebileceğini ve öğrencilerin duygusal ve bilişsel süreçleri etkin kullanmalarını önleyebileceğini düşündürmektedir.


Case Report

Buprenorfin ve Benzodiazepin Beraber Kullanımı İle Ortaya Çıkan Solunum Depresyonu

Hasan Kaya,Bolat Kaya Özlem,Cihat Paltun Salih
2018, 2(1), s:22-26

Buprenorfin tebainden elde edilen yarı sentetik bir opioiddir. Analjezik etki sağlamada ve opioid yerine koyma tedavisinde kullanılmaktadır. Türkiye’de 2010 yılından beri opioid yerine koyma tedavisi (OYT) amacıyla naloksonu da içeren preperatlar halinde bulunmaktadır (Suboxone® ). Bu yazıda benzodiazepin ve buprenorfin beraber kullanımı ile gelişen solunum depresyonu olgusu anlatılacak ve bu etkileşimin olası mekanizmaları tartışılacaktır.


Case Report

Psikoaktif Madde Kullanım Bozukluğu ve Psikoz Birlikteliğinde Birincil-İkincil Ayrımı: Olgu Sunumu

Işıl Göğcegöz,Fagan Zakirov
2018, 2(1), s:27-30

Psikoaktif madde kullanım bozukluğu, bireylerin beyinlerindeki ödül, motivasyon, hafıza ve karar verme mekanizmalarını etkileyerek uyuşturucu kullanmaya karşı kontrol edilemez bir dürtüsellik ile giden, kronik bir hastalık olarak tanımlanabilir. Bu maddeler, bir yandan bağımlılık oluştururken diğer yandan santral sinir sistemini uyararak veya deprese ederek, duygudurum, mental durum, davranış ve motor fonksiyonlarda bozukluklara sebep olarak bireylerin hayatında tehlikeli sonuçlar doğurabilmektedir. Alkol, kannabis, kokain, opiyatlar, amfetamin ve benzeri maddeler, kafein, halusinojenler, liserjik asit dietilamid (LSD), inhalanlar, nikotin, fensiklidin, sedatifler, hipnotikler, anksiyolitikler, anabolik steroidler, nitröz oksid bağımlılık oluşturan maddeler arasında sayılabilir (1,2). Madde kullanım bozukluğu olan hastalarda psikiyatrik bozukluğun görülme sıklığı 2.7 kat daha fazladır. Madde kullanım bozukluğu olan bireylerin %70-75’inde en az bir psikiyatrik bozukluğun eşlik ettiği bildirilmiştir (2,3). Aynı zamanda psikiyatrik bozukluklarda madde kullanımının daha sık olduğu bilinmektedir. Türkiye’de yapılan bir çalışmada şizofrenide psikoaktif madde kullanımı %3.2, bipolar bozuklukta ise %3.5 olduğu bildirilmiştir. Aynı çalışmada madde kullanan ve yatarak tedavi gören hastaların %39’unun psikotik bozukluk, %23’ünün bipolar bozukluk tanısı aldığı görülmüştür (4).

Madde kullanımına bağlı bozukluklar arasında oldukça sık görülen psikotik bozukluk veya eştanı durumu klinik olarak oldukça önemlidir. Bu durumda klinisyenlerin karşılaştığı en büyük zorluklardan birisi birincil-ikincil ayrımıdır (5). Bu çalışmada, psikoaktif madde kullanımı ve psikoz birlikteliği ile birincil-ikincil ayrımı iki olgu örneği üzerinden tartışılmaktadır.


Original Article

İstanbul'daki bir Bağımlılık Rehabilitasyon Merkezi'nde (BAHAR) Takip Edilen Hastalarda İşlevsellik ve Sosyal Adaptasyondaki Değişimlerin İncelenmesi

Gizem Akülker,Başak Ünübol,Berhudan Şamar,Hüseyin Şık,Kursad Nuri Baydili
2026, 10(1), s:5-11

Giriş: Alkol ve madde kullanım bozuklukları, bireyin yaşamının tüm alanlarını önemli ölçüde etkileyebilen durumlardır. Bu alandaki araştırmalar, bağımlılığın sosyal uyum ve işlevselliği olumsuz etkilediğini göstermektedir. Bu çalışma, bağımlılık rehabilitasyon programında takipli hastalarının sosyal uyum ve işlevsellik üzerindeki etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır.

Yöntem: DSM-5 kriterlerine göre Alkol veya Madde Kullanım Bozukluğu tanısı konmuş ve SBÜ Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları EAH Bağımlılık Rehabilitasyon Merkezi'nde tedavi ve takip gören 103 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Bu çalışma, ön-son test (6 ay) karşılaştırmalı bir izlem araştırması olarak tasarlanmıştır (Sosyodemografik Veri Formu, İşlevsel Değerlendirme Kısa Testi (KİDÖ), Sosyal Uyum Kendini Değerlendirme Ölçeği (SUKDÖ).

Sonuçlar: Ön-son ölçek puanları arasındaki karşılaştırmalar, SUKDÖ puanlarında anlamlı bir artış (p<0.001) olduğunu ortaya koymuştur. Özerklik, mesleki işlevsellik, bilişsel işlevsellik, finansal sorunlar, kişilerarası ilişkiler, boş zaman aktiviteleri ve toplam KİDO puanlarında anlamlı düşüşler gözlemlenmiştir (p<0.001). Değişim puanları arasındaki ilişkilerin analizi, SASS puanlarındaki değişimler ile KİDO özerklik puanlarındaki değişimler (ρ = -0.624, p < 0.001) ve KİDÖ toplam puanlarındaki değişimler (ρ = -0.627, p < 0.001) arasında güçlü bir negatif korelasyon olduğunu göstermiştir.

Sonuç: Bulgular, sosyal uyum geliştikçe işlevsel bozuklukların azaldığını göstermektedir. Sosyal uyum ve işlevsellik, madde kullanım bozukluklarının hem tedavisinde hem de takibinde temel parametreler olarak değerlendirilmelidir. Takip sürecindeki hastalarda bu alanlarda gözlemlenen iyileşmeler, rehabilitasyon programlarının etkinliğini ve topluma yeniden entegrasyonu kolaylaştırmadaki değerini vurgulamaktadır.


Original Article

BAĞIMLILIK TANILI HASTALARDA DUYGU DÜZENLEME GÜÇLÜĞÜ, DÜRTÜSELLİK VE DEHB BELİRTİLERİ ARASINDAKİ İLİŞKİNİN İNCELENMESİ

Gözde Yüksel,Cemal Onur Noyan
2026, 10(1), s:12-19

Amaç: Bu araştırma, yatarak tedavi gören bağımlılık tanılı hastalarda Dikkat Eksikliği ve
Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) belirtileri, dürtüsellik, duygusal düzenleme güçlüğü ve
bağımlılık şiddeti arasındaki ilişkileri incelemeyi amaçlamaktadır. Ayrıca, DEHB belirtileri ile
bağımlılık şiddeti arasındaki ilişkide dürtüsellik ve duygusal düzenleme güçlüğünün aracı
rolünü test etmek hedeflenmiştir.
Yöntem: Kesitsel ve ilişkisel desende tasarlanan bu çalışmaya, NP Beyin Hastanesi AMATEM
kliniğinde yatarak tedavi gören, 18–60 yaş aralığında ve DSM-5 tanı ölçütlerine göre alkol
veya madde kullanım bozukluğu tanısı almış 100 gönüllü katılımcı dahil edilmiştir. Veriler
Sosyodemografik Bilgi Formu, Yetişkin Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Kendi
Bildirim Ölçeği (ASRS), UPPS Dürtüsel Davranış Ölçeği, Duygusal Düzenleme Güçlüğü
Ölçeği (DDGÖ) ve Bağımlılık Profili İndeksi (BAPİ) kullanılarak toplanmıştır. Verilerin
analizinde korelasyon, regresyon ve bootstrap temelli aracılık analizleri uygulanmıştır.
Bulgular: Korelasyon analizleri sonucunda DEHB belirtileri ile bağımlılık şiddeti arasında
pozitif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır (r=0,507; p<0,01). Regresyon
analizleri, DEHB belirtilerinin bağımlılık şiddetini anlamlı düzeyde yordadığını göstermiştir
(β=0,509; p<0,001). Bootstrap temelli aracılık analizlerinde, duygusal düzenleme güçlüğünün
DEHB belirtileri ile bağımlılık şiddeti arasındaki ilişkide tam aracı rol üstlendiği belirlenmiştir
(dolaylı etki=0,192; %95 GA [0,068–0,329]; aracılık oranı=%72,68). 1
Dürtüsellik alt boyutları incelendiğinde ise yalnızca negatif aciliyetin anlamlı bir aracı etki
gösterdiği bulunmuştur. Paralel çoklu aracılık modelinde, her iki aracı değişken birlikte ele
alındığında duygusal düzenleme güçlüğünün baskın aracı mekanizma olduğu görülmüştür.
Sonuç: Araştırma bulguları, bağımlılık tanılı bireylerde DEHB belirtilerinin bağımlılık şiddeti
ile yakından ilişkili olduğunu ve bu ilişkide duygusal düzenleme güçlüğünün merkezi bir rol
oynadığını ortaya koymaktadır. Bu sonuçlar, bağımlılık tedavi süreçlerinde DEHB
belirtilerinin rutin olarak değerlendirilmesi ve duygu düzenleme becerilerini hedefleyen
müdahalelerin tedavi programlarına entegre edilmesinin önemine işaret etmektedir.


Original Article

Sağlık Hizmetleri Alanında Öğrenim Gören Lise Öğrencilerinde Dijital Teknoloji Bağımlılığı ile Uyku Kalitesi Arasındaki İlişki

Mine Ekinci,Elif Karahan
2026, 10(1), s:20-29

Amaç: Bu araştırmanın amacı, lise öğrencilerinin dijital teknoloji bağımlılıklarını ve uyku kalitelerini belirleyerek aralarındaki ilişkiyi değerlendirmektir.
Yöntem: Araştırma tanımlayıcı ve ilişki arayıcı türdedir. Araştırma Nisan-Mayıs 2023 tarihleri arasında Marmara Bölgesi’nin bir ilinde bulunan Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Sağlık Hizmetleri alanında öğrenim görmekte olan 245 lise öğrencisi ile yürütülmüştür. Veriler Sosyodemografik Veri Formu, Dijital Bağımlılık Ölçeği ve Cleveland Adolesan Uykululuk Anketi ile yüz yüze toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik ve frekans dağılımı, bağımsız örneklemlerde t-testi, ANOVA, Pearson Korelasyon testi ve Cronbach Alfa güvenirlik katsayısı kullanılmıştır.
Bulgular: Lise öğrencilerinin Dijital Bağımlılık Ölçeği toplam puan ortalaması 3.02±0.664 olarak belirlendi. 9.sınıfta okuyan, günlük 8 saat ve üzeri dijital araç kullanan, gece dijital araç kullanan, gece 3 saat ve üzeri dijital araç kullanan, saat 02:00 ve sonrasında uyuyan ve gece uyanan öğrencilerde aradaki farkın anlamlı olduğu bulundu. Cleveland Adolesan Uykululuk Anketi toplam puan ortalaması 40.66±10.016 olarak belirlendi. Kız öğrencilerde, annesi okuryazar olmayan ve ilkokul mezunu olan, orta gelir düzeyine sahip olan, 9. sınıfta okuyan, en az bir zayıf notu olan, günlük 8 saat ve üzeri dijital araç kullanan, gece dijital araç kullanan, gece 3 saat ve üzeri süre dijital araç kullanan, saat 00:00, 01:00, 02:00 ve sonrasında uyuyan, 9 saat ve üzeri uyuyan, gece uyanan öğrencilerde aradaki farkın anlamlı olduğu bulundu.
Sonuç: Araştırmaya göre; lise öğrencilerinin orta düzeyde dijital teknoloji bağımlılığına sahip olduğu ve öğrencilerin orta düzeye yakın uykululuk durumu yaşadıkları görülmüştür. Ayrıca lise öğrencilerinin dijital teknoloji bağımlılıkları arttıkça uykululuk durumları da artmaktadır. Lise öğrencilerinin dijital teknoloji bağımlılıklarını çeşitli yönleriyle inceleyerek yeni araştırmalar yapılması ve dijital teknolojik cihazların bilinçli kullanımı konusunda farkındalık kazanabilecekleri eğitimlere yönlendirilmesi önerilebilir.