Original Article
Mesut Kölçe
2025, 9(2), s:45-55
Bu çalışma, Çocuklukta oluşan bilişsel, duygusal ve davranışsal kolon boşlukları ve çatlaklar, ileriki yaşamda içsel stres, sosyal uyum problemleri ve davranışsal riskler için görünmeyen bir zemin oluşturur ve ayrıca bireyin yaşam boyu işlevselliğini belirleyen temel yapı taşlarıdır (Kölçe, 2025). Psikostatik Kuram çerçevesinde 0-14 yaş aralığındaki çocuk ve ergenlerin gelişimsel risklerini ve kolon yapılarının psikososyal işlevlerini incelemektedir. Kuram, bireyin gelişimsel kolonlarını temel alan statik yapılar üzerinden, ideolojik, şiddet ve madde kullanımına yönelik riskleri değerlendirmektedir. Bu kolonlar; aidiyet, güven, özsaygı, anlam-değer, sınır bilinci, duygusal okuryazarlık ve beden algısı gibi temel psikolojik yapıları temsil eder. Kolonların sağlamlığı, bireyin stres, travma, ideolojik manipülasyonlar ve sosyal baskılar karşısındaki dayanıklılığını belirlerken, çatlak veya eksik kolonlar, riskli davranışlara açıklık yaratır. Psikostatik Kuram, klasik psikodinamik ve bilişsel gelişim yaklaşımlarından ayrılarak bireysel gelişimi statik ve taşıyıcı kolonlar metaforu üzerinden ele alır. Freud’un dürtü temelli açıklamaları ve Erikson’un sosyal kriz odaklı aşamaları, gelişimi dinamik süreçler olarak tanımlar; oysa Psikostatik Kuram, kolonların sağlamlığı ve boşlukları üzerinden risk davranışlarının kökensel nedenlerini somutlaştırır. Araştırmalar, çocuklukta duygusal, sosyal ve bilişsel eksikliklerin, ileriki yaşamda şiddet, madde kullanımı, zorbalık ve ideolojik radikalleşme ile ilişkili olduğunu göstermektedir (Farrington, 2005; Steinberg, 2008). Psikostatik Kuram, bu ilişkileri kolon yapısı ve boşlukları üzerinden somutlaştırarak hem bireysel hem toplumsal riskleri açıklama kapasitesine sahiptir. Özellikle ergenlik döneminde limbik sistemin hızlı olgunlaşması ve prefrontal korteksin görece yavaş gelişimi, kolonların taşıyıcı işleviyle doğrudan etkileşim gösterir. Bu durum, aidiyet, güven, özsaygı, sınır bilinci ve duygusal okuryazarlık gibi kolonların sağlamlığı ile bireyin riskli davranışlara açıklığı arasındaki ilişkiyi güçlendirir. Ayrıca, ideolojik manipülasyon, akran zorbalığı ve madde kullanımı gibi dışsal riskler, kolon boşlukları üzerinden etkili olur. Çalışma, Psikostatik Kuram’ın kolonların izlenmesi, değerlendirilmesi ve güçlendirilmesine yönelik önleyici müdahaleler için bütüncül bir çerçeve sunduğunu ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, kuram hem bireysel hem de toplumsal düzeyde şiddet, suça eğilim ve risk davranışlarını azaltmayı hedefleyen bilimsel bir yaklaşım sunmaktadır.
Original Article
Sigara, Alkol, Madde Bağımlılığı Tedavi Programı (SAMBA): Retrospektif Etkinlik Analizi
Remzi Oğulcan Çıray,Mehmet Akif Çeçen,Pelin Çiray
2025, 9(2), s:35-45
Alkol ve madde kullanım bozukluğu, bireyin biyopsikososyal işlevselliğini bozan ve tedavi sürecinde çeşitli zorluklar yaratan yaygın bir halk sağlığı sorunudur. Sigara Alkol Madde Kullanım Bozukluğu Tedavi Programı (SAMBA) bağımlılıkla mücadelede bireylere psikoeğitim sağlamak, iletişim ve problem çözme becerilerini geliştirmek, dürtü kontrolünü desteklemek gibi hedefler doğrultusunda yapılandırılmıştır. Bu çalışma, bir eğitim araştırma hastanesinde bir yıl boyunca uygulanan Sigara, Alkol ve Madde Bağımlılığı Tedavi Programı'nın (SAMBA) işleyişini, katılımcı özelliklerini ve tedavi sürecine etkilerini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Çalışmada, programa katılan bireylerin demografik özellikleri, tedaviye uyum düzeyleri ve SAMBA ile olan ilişkisini incelemektedir. Elde edilen bulgular, SAMBA programının bağımlılık tedavisinde yapılandırılmış ve bütüncül bir yaklaşım sunduğunu ve tedaviye uyumu artırmaya yönelik etkili bir model olabileceğini göstermektedir.
Original Article
Yunus Emre Öksüz,Gözde Masatcıoğlu
2025, 9(2), s:24-34
Çevrimiçi alışveriş, sunduğu kolaylık ve geniş ürün yelpazesi sayesinde, tüketiciler için fiziksel alışverişe göre birçok cezbedici özelliği bünyesinde barındırmaktadır. Bu durum günümüz toplumunu, literatürde giderek daha sık kullanılan bir kavram olan çevrimiçi alışveriş bağımlılığı kavramıyla tanıştırmıştır. Sosyal medya platformlarının giderek artan ticari potansiyeli ve alışveriş sitelerinin sosyal medya üzerinden yürüttüğü reklamcılık stratejileri sosyal medya platformlarının alışverişi teşvik ettiğini göstermektedir. Bu durum sosyal medya kullanımı ile çevrimiçi alışveriş arasındaki ilişkilerin sorgulanmasını beraberinde getirmiştir. Bu çalışma, sosyal medyada önemli ölçüde zaman harcayan bireylerin çevrimiçi alışveriş alışkanlıklarını incelemeyi ve sosyal medyanın çevrimiçi alışverişteki potansiyel dürtüsel etkilerini araştırmayı amaçlamaktadır. Çalışma 254 katılımcı ile çevrimiçi anket yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Çalışmada ilişkisel tarama metodu kullanılmıştır. Çalışma Çevrimiçi Alışveriş Bağımlılığı Ölçeği ve Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği-Yetişkin Formu aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın sonucunda gerçekleştirilen korelasyon analizinde sosyal medya kullanımı ve çevrimiçi alışveriş arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p <.01). Yapılan regresyon analizinde sosyal medya bağımlılığındaki bir birimlik artışın, çevrimiçi alışveriş davranışında 0.762 birimlik bir artışa neden olduğu görülmüştür (B = .762, SE = .041). Bu bulgular, bu çalışmanın hipotezi olan, sosyal medya bağımlılığı arttıkça çevrimiçi alışveriş bağımlılığı artar hipotezini desteklemektedir.
Review Article
Alkol ve Madde Kullanım Bozukluklarında Dermatolojik Belirtiler: Güncel Literatür ile Bir Derleme
Yusuf İslam EREN,Çiçek HOCAOĞLU
2025, 9(2), s:13-23
Alkol ve madde kullanım bozuklukları (AMKB), bireysel ve toplumsal sağlık açısından ciddi sonuçları olan, kronik ve nüks etme eğiliminde olan psikiyatrik durumlardır. Bu bozuklukların nöropsikiyatrik etkileri iyi belgelenmiş olmakla birlikte, dermatolojik yansımaları klinik uygulamalarda sıklıkla göz ardı edilmekte ve bu durum tanı ile tedavide gecikmelere neden olabilmektedir. Bu derleme, güncel literatür temelinde; alkol, kannabis, halüsinojenler, inhalanlar, opioidler, uyarıcılar ve tütün kullanımı ile ilişkili deri bulgularını sistematik bir şekilde incelemektedir.
Alkol kullanımı sıklıkla telenjiektazi, seboreik dermatit, pruritus ve rosasea benzeri döküntülerle ilişkilidir. Opioid kullanımı ise enjeksiyon bölgelerinde pruritusa, ülserasyonlara ve skar oluşumuna yol açabilmektedir. Kokain ve amfetamin gibi uyarıcı maddeler, vaskülitik döküntüler, formikasyon (deri altı böcek dolaşıyormuş hissi) sonucu gelişen ekskoriasyonlar ve ülseratif dermatozlarla ilişkilendirilmiştir. Kannabis, halüsinojenler ve inhalanlar temas dermatiti, pigmentasyon değişiklikleri ve perioral lezyonlara neden olabilir. Yasal kullanımına rağmen, tütün; cildin erken yaşlanmasına ve kronik inflamatuvar dermatozların şiddetlenmesine önemli ölçüde katkıda bulunur.
Bu dermatolojik belirtilerin erken fark edilmesi, AMKB’nin zamanında tanısına katkı sağlayabilecek klinik ipuçları sunabilir. Bağımlılık tedavi protokollerine dermatolojik değerlendirmelerin entegre edilmesi, tanısal sürecin etkinliğini artırabilir ve gereksiz tetkiklerin önüne geçebilir. Bu derleme, AMKB’de görülen deri bulgularının önemine dikkat çekmekte ve bu sıklıkla göz ardı edilen göstergelerin değerlendirilmesinde klinik farkındalığın ve multidisipliner iş birliğinin artırılması gerektiğini vurgulamaktadır.
Letter to Editor
Oyunlaştırılmış Kumar Mekanizmaları ve Ergenlerde Bağımlılık Riski
Ozan Kayar
2025, 9(2), s:10-12
Çevrim içi oyunlar, günümüzde ergenler için yalnızca bir eğlence ya da sosyalleşme alanı değil, aynı zamanda bağımlılık davranışlarına zemin hazırlayan riskli bir mecra haline gelmiştir. Dijital oyun endüstrisi milyarlarca dolarlık bir hacme ulaşırken, bu büyümede teknolojik ilerlemeler kadar “oyunlaştırılmış kumar” adı verilen tasarım stratejileri önemli rol oynamıştır. Popüler oyunlardaki rastlantısal ödül sistemleri, görsel ve estetik ögelerle birlikte rekabet avantajı sağlayan unsurlar sunarak “kolay kazanma” algısı yaratmakta ve kumar dinamiklerini oyun deneyimine entegre etmektedir. Araştırmalar, bu mekanizmaların sosyal onay ihtiyacı ve rekabet baskısıyla birleştiğinde ergenleri tekrar eden denemelere yönelttiğini; oyunda ilerlemenin doğrudan bu sistemlere bağlanmasının ise kumar benzeri davranışları normalleştirerek bağımlılık eğilimini güçlendirdiğini göstermektedir. Uluslararası ölçekte bazı ülkeler bu alanda somut düzenlemeler geliştirmiş olsa da Türkiye’de sistematik bir yasal çerçeve henüz oluşturulmamıştır. Bu boşluk karşısında akademik camia, politika yapıcılar, eğitimciler ve klinisyenler ortak bir duyarlılık geliştirmeli; gençlerin korunmasına yönelik kapsamlı önlemler alınmalıdır.
Original Article
Başak Ünübol,Gizem Akülker,Berhudan Şamar,Kursad Nuri Baydili,Selim Arpacıoğlu
2025, 9(1), s:35-42
Giriş: Araştırmalarda, kadınların bağımlılığa geçişini ve iyileşme mücadelelerini etkileyebilecek birçok özellik
belirlenmiştir. Daha önceki çalışmalarda, Türkiye'deki bağımlılık tedavi merkezlerine başvuranların %2,9-3,2'sinin kadın olduğu bildirilmiştir. Kadınların tedaviye başvurma oranının erkeklere kıyasla düşük olduğu düşünüldüğünde, tedavinin tamamlanmasının incelenmesinin literatüre önemli bir katkı sağlayacağı düşünülmüştür. Aynı zamanda, ülkemizdeki yatılı bağımlılık tedavi merkezlerindeki kadınların tanımlayıcı özellikleri ve tedavinin tamamlanmasını etkileyen faktörler hakkında yakın zamanda yapılmış bir çalışma bulunmamaktadır.
Yöntem: Çalışmamız, bir Ruh Sağlığı Hastanesinin Bağımlılık Arındırma Kliniğinde DSM-5'e göre alkol veya madde kullanım bozukluğu tanısıyla yatarak tedavi gören 104 kadın hastanın verilerinin incelenmesiyle yürütülmüştür. Yatılı tedavi sırasında, yoksunluk şiddeti madde türüne göre değerlendirilmekte ve gerekli farmakolojik tedavi CIWA-R veya COWS ölçeklerine göre uygulanmaktadır. Tüm katılımcılar Bağımlılık Profili İndeksi (API) ölçeğini tamamlamıştır. Veriler SPSS-27 paket programı kullanılarak analiz edildi. Sosyodemografik sorular için frekans tabloları oluşturuldu. Bağımsız değişkenin bağımlı değişken üzerindeki etkisini görmek için regresyon analizi uygulandı. Analizler alfa düzeyi = 0,05 ile uygulandı.
Sonuç ve Öneriler Katılımcıların yaş ortalaması 31,5'ti. Tedaviye başvurudaki tercih maddesi %45 oranında alkol ve %55 oranında madde idi ve kullanım sıklığı %93 oranında her gündü. Alkol-madde kötüye kullanımı aile öyküsü %49 idi. %47'si bekar, adli öyküsü %37, %73'ü işsizdi, %59'unun eş zamanlı ruhsal hastalık öyküsü vardı, %35'inin geçmişte intihar girişimi öyküsü vardı, katılımcıların %54'ünün birden fazla madde kullanımı vardı ve %22'sinin yaşamları boyunca yalnızca bir kez bile olsa damariçi madde kullanımı öyküsü vardı. Tedaviyi tamamlamadan erken taburculuk oranı %38 olup, sosyodemografik ve klinik değişkenlerin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı bulundu. Ancak BAPI ölçeğinin özellikle 'şiddetli istek' alt boyut puanı yüksek olan bireylerde tedaviyi tamamlamama ile istatistiksel olarak yüksek oranda ilişkili olduğu görüldü.
Sonuç: Kadınların bağımlılık tedavisine başvurma oranının düşük olduğu göz önüne alındığında, tedaviye başvuran kadın hastaların tedaviyi tamamlamak için ihtiyaçlarının anlaşılması ve tedaviye cinsiyete özgü müdahale programlarının dahil edilmesi önemlidir.
Review Article
Abdullah TÜRKMEN
2025, 9(1), s:23-34
Son yıllarda bağımlılık araştırmaları, madde kullanım davranışlarının yalnızca biyolojik temellere dayanmadığını; bunun yerine psikososyal ve kültürel faktörlerle birlikte çok boyutlu bir çerçevede ele alınması gerektiğini vurgulamaktadır. Bu derleme çalışmasının amacı, bağımlılık kuramlarının Türkiye’de ve Avrupa’da yaşayan Türk bireyler üzerindeki etkilerini sosyokültürel bağlamda karşılaştırmalı olarak incelemektir. Çalışma, nitel meta-analiz deseniyle yapılandırılmış ve 2010–2025 yılları arasında yayımlanmış araştırmalar ULAKBİM, DergiPark, Scopus ve Web of Science veri tabanları aracılığıyla sistematik biçimde taranmıştır. Seçilen çalışmalar, Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT), Sosyal Öğrenme Teorisi (SÖT), psikodinamik ve biyolojik modeller çerçevesinde değerlendirilmiştir. Tematik analiz bulgularına göre, Türkiye’de bağımlılık davranışları büyük ölçüde kültürel normlar ve sosyal öğrenme süreçleriyle biçimlenmektedir. Buna karşılık, Avrupa’daki Türk göçmenler arasında ayrımcılık, dil bariyerleri ve kimlik çatışmaları gibi etkenlerin belirleyici olduğu gözlemlenmektedir. Grup terapileri ve kültürel olarak uyarlanmış müdahale yaklaşımlarının bu zorluklara duyarlı ve etkili çözümler sunduğu tespit edilmiştir. Bulgular, bağımlılıkla mücadelede kimlik, aidiyet ve toplumsal dışlanma gibi boyutları dikkate alan kültürel açıdan hassas klinik modellerin geliştirilmesinin önemini ortaya koymaktadır.
Original Article
Madde Bağımlılığı Riskine Karşı Öz Yeterlik: Meslek Yüksekokulu Öğrencilerinde Bir Araştırma
Özge Kutlu,Dilan Erkan,Sevinç Sütlü
2025, 9(1), s:15-22
Amaç: Madde bağımlılığı, gençler arasında yaygınlaşan ve toplum sağlığını tehdit eden önemli bir sorun olmakla birlikte, konuya ilişkin koruyucu faktörlerin yeterince incelenmediği görülmektedir. Bu çalışmada meslek yüksekokulu öğrencilerinin, madde bağımlılığından korunmaya ilişkin öz yeterlikleri ve ilişkili faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır.
Yöntem: Araştırma tanımlayıcı ve kesitsel türde bir araştırmadır. Araştırma meslek yüksekokulunda öğrenim gören 506 öğrenci ile yürütülmüştür. Araştırmanın amacı doğrultusunda veri toplama aracı olarak “Kişisel Bilgi Formu” ve “Madde Bağımlılığından Korunma Öz-Yeterlik Ölçeği” kullanılmıştır. Verilerin analizinde frekans dağılımı, varyans analizi kullanılmıştır.
Bulgular: Araştırmaya katılan 506 katılımcının %77,5’i kadın, %22,5’i erkektir. Katılımcıların madde bağımlılığından korunmaya ilişkin öz yeterlikleri ile cinsiyet, yaş, öğrenim görülen program ve kaldığı yer değişkenleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0.005).
Sonuç: Meslek yüksekokulu öğrencilerinin madde bağımlılığından korunma öz yeterliklerini artırmak için eğitim müfredatına bağımlılıkla mücadele dersi eklenmeli, yapılandırılmış erken müdahale programları geliştirilmeli ve öğrenci toplulukları ile sosyal destek mekanizmaları güçlendirilmelidir.
Original Article
Azize TÜRKOĞLU,Cemal Onur NOYAN
2025, 9(1), s:5-14
Review Article
Fentanil kullanımının bütünsel bir incelemesi ve bunun halk sağlığı üzerindeki etkisi
ALEJANDRO BORREGO-RUIZ
2024, 8(2), s:23-33
Fentanil, güçlü bir analjezik etki sağlamak üzere tasarlanmış sentetik bir opioiddir ve tıbbi kullanımı ağrı yönetimi ve anestezi gibi klinik bağlamlarda yaygın olarak yerleşmiştir. Fentanil kullanımı, kötüye kullanım ve yasadışı üretimin hızla yaygınlaşması nedeniyle kritik bir halk sağlığı sorunu haline geldi. Yasa dışı üretilen fentanil dağıtımındaki bu kalıcı artış, herhangi bir düşüş belirtisi göstermiyor; bu durum, aşırı dozdan ölümlerdeki dramatik artış da dahil olmak üzere, halk sağlığı ve opioid kötüye kullanım eğilimleri üzerindeki etkisine ilişkin önemli endişeleri artırıyor. Ayrıca, sosyal veya ekonomik açıdan istikrarsız geçmişlere sahip bireyler ve zihinsel sağlık bozukluklarından muzdarip olanlar özellikle savunmasızdır; çünkü kaynaklara ve destek sistemlerine sınırlı erişim, stres ve olumsuzluklarla başa çıkma mekanizması olarak madde kullanımının artmasına neden olabilir. Bu nedenle, bu anlatı incelemesinin amacı fentanil hakkında bütünsel bir genel bakış sunmak, sentez sürecini, farmakolojisini ve klinik kullanımını, bağırsak mikrobiyomu ile ilişkisini, epidemiyolojiyi ve küresel dağılımını, kullanım kalıplarını ve motivasyonlarını ve aşırı doz tedavisini ele almaktır. Bu amaçla, fentanil ve türevlerine ilişkin mevcut ve ilgili kanıtlar dikkatli bir şekilde değerlendirilmiş ve özetlenmiştir.

2. Sayı
1. Sayı
Ek Sayı







