Filtrelemeyi kaldır

Years

2026

2025

2024

2023

2022

2021

2020

2019

2018

2017

Categories

Authors

ARTICLES

Original Article

İstanbul'daki bir Bağımlılık Rehabilitasyon Merkezi'nde (BAHAR) Takip Edilen Hastalarda İşlevsellik ve Sosyal Adaptasyondaki Değişimlerin İncelenmesi

Gizem Akülker,Başak Ünübol,Berhudan Şamar,Hüseyin Şık,Kursad Nuri Baydili
2026, 10(1), s:5-11

Giriş: Alkol ve madde kullanım bozuklukları, bireyin yaşamının tüm alanlarını önemli ölçüde etkileyebilen durumlardır. Bu alandaki araştırmalar, bağımlılığın sosyal uyum ve işlevselliği olumsuz etkilediğini göstermektedir. Bu çalışma, bağımlılık rehabilitasyon programında takipli hastalarının sosyal uyum ve işlevsellik üzerindeki etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır.

Yöntem: DSM-5 kriterlerine göre Alkol veya Madde Kullanım Bozukluğu tanısı konmuş ve SBÜ Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları EAH Bağımlılık Rehabilitasyon Merkezi'nde tedavi ve takip gören 103 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Bu çalışma, ön-son test (6 ay) karşılaştırmalı bir izlem araştırması olarak tasarlanmıştır (Sosyodemografik Veri Formu, İşlevsel Değerlendirme Kısa Testi (KİDÖ), Sosyal Uyum Kendini Değerlendirme Ölçeği (SUKDÖ).

Sonuçlar: Ön-son ölçek puanları arasındaki karşılaştırmalar, SUKDÖ puanlarında anlamlı bir artış (p<0.001) olduğunu ortaya koymuştur. Özerklik, mesleki işlevsellik, bilişsel işlevsellik, finansal sorunlar, kişilerarası ilişkiler, boş zaman aktiviteleri ve toplam KİDO puanlarında anlamlı düşüşler gözlemlenmiştir (p<0.001). Değişim puanları arasındaki ilişkilerin analizi, SASS puanlarındaki değişimler ile KİDO özerklik puanlarındaki değişimler (ρ = -0.624, p < 0.001) ve KİDÖ toplam puanlarındaki değişimler (ρ = -0.627, p < 0.001) arasında güçlü bir negatif korelasyon olduğunu göstermiştir.

Sonuç: Bulgular, sosyal uyum geliştikçe işlevsel bozuklukların azaldığını göstermektedir. Sosyal uyum ve işlevsellik, madde kullanım bozukluklarının hem tedavisinde hem de takibinde temel parametreler olarak değerlendirilmelidir. Takip sürecindeki hastalarda bu alanlarda gözlemlenen iyileşmeler, rehabilitasyon programlarının etkinliğini ve topluma yeniden entegrasyonu kolaylaştırmadaki değerini vurgulamaktadır.


Original Article

BAĞIMLILIK TANILI HASTALARDA DUYGU DÜZENLEME GÜÇLÜĞÜ, DÜRTÜSELLİK VE DEHB BELİRTİLERİ ARASINDAKİ İLİŞKİNİN İNCELENMESİ

Gözde Yüksel,Cemal Onur Noyan
2026, 10(1), s:12-19

Amaç: Bu araştırma, yatarak tedavi gören bağımlılık tanılı hastalarda Dikkat Eksikliği ve
Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) belirtileri, dürtüsellik, duygusal düzenleme güçlüğü ve
bağımlılık şiddeti arasındaki ilişkileri incelemeyi amaçlamaktadır. Ayrıca, DEHB belirtileri ile
bağımlılık şiddeti arasındaki ilişkide dürtüsellik ve duygusal düzenleme güçlüğünün aracı
rolünü test etmek hedeflenmiştir.
Yöntem: Kesitsel ve ilişkisel desende tasarlanan bu çalışmaya, NP Beyin Hastanesi AMATEM
kliniğinde yatarak tedavi gören, 18–60 yaş aralığında ve DSM-5 tanı ölçütlerine göre alkol
veya madde kullanım bozukluğu tanısı almış 100 gönüllü katılımcı dahil edilmiştir. Veriler
Sosyodemografik Bilgi Formu, Yetişkin Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Kendi
Bildirim Ölçeği (ASRS), UPPS Dürtüsel Davranış Ölçeği, Duygusal Düzenleme Güçlüğü
Ölçeği (DDGÖ) ve Bağımlılık Profili İndeksi (BAPİ) kullanılarak toplanmıştır. Verilerin
analizinde korelasyon, regresyon ve bootstrap temelli aracılık analizleri uygulanmıştır.
Bulgular: Korelasyon analizleri sonucunda DEHB belirtileri ile bağımlılık şiddeti arasında
pozitif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır (r=0,507; p<0,01). Regresyon
analizleri, DEHB belirtilerinin bağımlılık şiddetini anlamlı düzeyde yordadığını göstermiştir
(β=0,509; p<0,001). Bootstrap temelli aracılık analizlerinde, duygusal düzenleme güçlüğünün
DEHB belirtileri ile bağımlılık şiddeti arasındaki ilişkide tam aracı rol üstlendiği belirlenmiştir
(dolaylı etki=0,192; %95 GA [0,068–0,329]; aracılık oranı=%72,68). 1
Dürtüsellik alt boyutları incelendiğinde ise yalnızca negatif aciliyetin anlamlı bir aracı etki
gösterdiği bulunmuştur. Paralel çoklu aracılık modelinde, her iki aracı değişken birlikte ele
alındığında duygusal düzenleme güçlüğünün baskın aracı mekanizma olduğu görülmüştür.
Sonuç: Araştırma bulguları, bağımlılık tanılı bireylerde DEHB belirtilerinin bağımlılık şiddeti
ile yakından ilişkili olduğunu ve bu ilişkide duygusal düzenleme güçlüğünün merkezi bir rol
oynadığını ortaya koymaktadır. Bu sonuçlar, bağımlılık tedavi süreçlerinde DEHB
belirtilerinin rutin olarak değerlendirilmesi ve duygu düzenleme becerilerini hedefleyen
müdahalelerin tedavi programlarına entegre edilmesinin önemine işaret etmektedir.


Original Article

Sağlık Hizmetleri Alanında Öğrenim Gören Lise Öğrencilerinde Dijital Teknoloji Bağımlılığı ile Uyku Kalitesi Arasındaki İlişki

Mine Ekinci,Elif Karahan
2026, 10(1), s:20-29

Amaç: Bu araştırmanın amacı, lise öğrencilerinin dijital teknoloji bağımlılıklarını ve uyku kalitelerini belirleyerek aralarındaki ilişkiyi değerlendirmektir.
Yöntem: Araştırma tanımlayıcı ve ilişki arayıcı türdedir. Araştırma Nisan-Mayıs 2023 tarihleri arasında Marmara Bölgesi’nin bir ilinde bulunan Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi Sağlık Hizmetleri alanında öğrenim görmekte olan 245 lise öğrencisi ile yürütülmüştür. Veriler Sosyodemografik Veri Formu, Dijital Bağımlılık Ölçeği ve Cleveland Adolesan Uykululuk Anketi ile yüz yüze toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik ve frekans dağılımı, bağımsız örneklemlerde t-testi, ANOVA, Pearson Korelasyon testi ve Cronbach Alfa güvenirlik katsayısı kullanılmıştır.
Bulgular: Lise öğrencilerinin Dijital Bağımlılık Ölçeği toplam puan ortalaması 3.02±0.664 olarak belirlendi. 9.sınıfta okuyan, günlük 8 saat ve üzeri dijital araç kullanan, gece dijital araç kullanan, gece 3 saat ve üzeri dijital araç kullanan, saat 02:00 ve sonrasında uyuyan ve gece uyanan öğrencilerde aradaki farkın anlamlı olduğu bulundu. Cleveland Adolesan Uykululuk Anketi toplam puan ortalaması 40.66±10.016 olarak belirlendi. Kız öğrencilerde, annesi okuryazar olmayan ve ilkokul mezunu olan, orta gelir düzeyine sahip olan, 9. sınıfta okuyan, en az bir zayıf notu olan, günlük 8 saat ve üzeri dijital araç kullanan, gece dijital araç kullanan, gece 3 saat ve üzeri süre dijital araç kullanan, saat 00:00, 01:00, 02:00 ve sonrasında uyuyan, 9 saat ve üzeri uyuyan, gece uyanan öğrencilerde aradaki farkın anlamlı olduğu bulundu.
Sonuç: Araştırmaya göre; lise öğrencilerinin orta düzeyde dijital teknoloji bağımlılığına sahip olduğu ve öğrencilerin orta düzeye yakın uykululuk durumu yaşadıkları görülmüştür. Ayrıca lise öğrencilerinin dijital teknoloji bağımlılıkları arttıkça uykululuk durumları da artmaktadır. Lise öğrencilerinin dijital teknoloji bağımlılıklarını çeşitli yönleriyle inceleyerek yeni araştırmalar yapılması ve dijital teknolojik cihazların bilinçli kullanımı konusunda farkındalık kazanabilecekleri eğitimlere yönlendirilmesi önerilebilir.


Original Article

Üniversite Öğrencilerinde Algılanan Aile Sağlığı ve Sosyal Medya Bağımlılığı: Kesitsel Bir Araştırma

Ayşe Eslem Tiktaş Akçelik
2026, 10(1), s:30-39

Bu araştırmanın amacı, üniversite öğrencilerinde algılanan aile sağlığı ile sosyal medya bağımlılığı arasındaki ilişkinin incelenmesi ve sosyal medya bağımlılığı düzeylerinin bazı sosyodemografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığının belirlenmesidir. Araştırma, nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeliyle yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini Türkiye genelinde öğrenim gören 205 üniversite öğrencisi oluşturmuştur. Veriler, araştırmacı tarafından hazırlanan Sosyodemografik Bilgi Formu, Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği ve Sağlıklı Aile Ölçeği-Kısa Form aracılığıyla çevrim içi olarak toplanmıştır. Verilerin analizinde frekans, yüzde, ortalama, standart sapma, Cronbach alfa güvenirlik analizi, Pearson korelasyon analizi, basit doğrusal regresyon analizi, bağımsız örneklemler t-testi ve tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Anlamlı farklılık bulunan durumlarda Tukey HSD post-hoc testi uygulanmıştır. Araştırma bulgularına göre algılanan aile sağlığı ile sosyal medya bağımlılığı arasında düşük düzeyde, negatif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Ayrıca algılanan aile sağlığının sosyal medya bağımlılığını negatif yönde ve anlamlı düzeyde yordadığı belirlenmiştir. Sosyal medya bağımlılığı puanlarının cinsiyet ve günlük sosyal medya kullanım süresine göre anlamlı farklılık gösterdiği; kadın öğrencilerin sosyal medya bağımlılığı puanlarının erkek öğrencilerden daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Yaş ve kardeş sayısına göre ise sosyal medya bağımlılığı puanlarında anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Bulgular, üniversite öğrencilerinde sosyal medya bağımlılığının yalnızca bireysel kullanım alışkanlıklarıyla değil, aile sağlığı algısı ve ailesel değişkenlerle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.


Original Article

Tıp Fakültesi Öğrecilerinde İnternet Bağımlılığı, Gündüz Aşırı Uykululuğu ve Hayat Kalitesi

Nermin Gündüz,Özge Timur,Erkal Erzincan,Hatice Turan,Onur Gökçen,Fatma Eren,Aslıhan Polat
2017, 1(2), s:56-63

Amaç: Üniversite öğrencileri arasında giderek yaygınlaşan internet kullanımı göz önüne alındığında, tıp fakültesi öğrencilerinin hem internette geçirdikleri zaman dolayısıyla hem de gün içi yoğun pratik ve teorik ders programlarının olması dolayısıyla özellikle duyarlı bir grup olduğu düşünülmüştür. Bu çalışma ile tıp fakültesi öğrencileri arasında internet bağımlılığı yaygınlığı ve internet bağımlılığı ile gündüz aşırı uykululuğu ve yaşam kalitesi ilişkisine bakılması amaçlanmaktadır.

Yöntem: Bu çalışma Erzurum Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencileri arasında yürütülmüştür. Kesitsel nitelikte olan bu çalışmada tıp fakültesi öğrencilerine gönüllü onam belgesi imzalatılması sonrasında araştırmacılar tarafından oluşturulan sosyodemografik veri formu, Young İnternet Bağımlılığı Ölçeği, SF-36 ve Epworth Uykululuk Ölçeği uygulanmıştır.

Bulgular: Çalışmaya çeşitli sınıflardan toplam 274 tıp fakültesi öğrencisi dahil edilmiştir. Öğrencilerin %61.32’sinde internet bağımlılığı olduğu tespit edildi. Öğrencilerin %53.28’inde hafif düzeyde, %8.04’ünde orta/ılımlı düzeydeinternet bağımlılığı tespit edilmiştir.  İnternet bağımlılığı ölçeği toplam puanı ile epworth ölçeği toplam puanı arasında ise pozitif korelasyon mevcuttu. İnternet bağımlılığı ölçeği toplam puanı ile SF 36 ölçeği alt ölçek puanlarının ilişkisine bakıldığında her alt ölçekle negatif korelasyon olduğu görülmüştür.

Sonuç: Bu çalışma literatürde tıp fakültesi öğrencilerinde internet bağımlılığı, gündüz aşırı uykululuk ve yaşam kalitesinin değerlendirildiği ilk çalışma olma özelliğini taşımaktadır. Çalışma grubumuzda gündüz aşırı uykululuğun nedenlerinden biri olarak internet bağımlılığı belirlendi. Böylelikle bu açıdan riskli olabilecek grubun belirlenmesi ve buna yönelik müdahale stratejilerinin belirlenmesi uygun olacaktır.


Original Article

BERGEN FACEBOOK KULLANIM BOZUKLUĞU ÖLÇEĞİNİN TÜRKÇE FORMUNUN ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNDE GEÇERLİK VE GÜVENİRLİK ÇALIŞMASI

Zeynep Ülke,Cemal Onur Noyan,Nesrin Dilbaz
2017, 1(1), s:16-25

Giriş: Bu çalışmanın amacı, Andreassen ve arkadaşları (2012) tarafından Facebook kullanım bozukluğunu ölçmeye yönelik geliştirilmiş olan “Bergen Facebook Addiction Scale (BFAS)”nin Türkçeye uyarlanarak üniversite öğrencilerinde geçerlik ve güvenirliğinin sağlanmasıdır.
Yöntem: Araştırmanın örneklemini Üsküdar Üniversitesi ve Yeditepe Üniversitesi’nde çeşitli bölümlerde okuyan ve farklı yaş gruplarından toplam 300 öğrenci oluşturmaktadır. Taslak ölçeğin son hali, ölçeğin maddelerini çeviren alan ve dil uzmanlarının görüşleri doğrultusunda düzeltilerek şekillendirilmiştir. Ölçeğin geçerliğini belirlemek üzere; faktör analizi yapılmış ve analiz sonucunda 6 maddeden oluşan ölçeğin, 6 faktörden oluştuğu belirlenmiştir. Her bir maddenin ait olduğu faktörle olan ilişkisine göre tüm maddelerin ayırt edici olduğu belirlenmiştir. Ölçeğin güvenirliğini belirlemek için ise test-tekrar test uygulanmış ve iç tutarlılık düzeyi hesaplanmıştır. Ayrıca, ölçeğin ölçüt bağımlı geçerliğinin sınanması amacıyla Bergen Facebook Kullanım Bozukluğu Ölçeğinden alınan puanlar ile aynı örneklemde Akıllı Telefon Bağımlılığı Ölçeğinden alınan puanlar, Facebook Kullanım Değişkenleri puanları ve Facebook Bağımlılığı Öz Değerlendirme puanları arasındaki ilişki incelenmiştir.
Bulgular: Ölçeğin iç tutarlılık katsayıları Cronbach alpha güvenirlik formülü kullanılarak .89, 3 haftalık test-tekrar test geçerlik sonuçları 6 maddelik BFKBÖ için Cronbach alpha katsayısı .76 olarak saptanmıştır. Faktör analizi ve test-tekrar test sonuçları 6-maddelik ölçeğin geçerlik ve güvenirlik sonuçlarını doğrulamıştır
Sonuç: Bergen Facebook Kullanım Bozukluğu Ölçeği’nin güvenilir ölçümler yapabildiği ve Türk kültüründe de bireylerin Facebook’a ilişkin kullanım bozukluğu düzeylerini yordamak üzere klinik alanda kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir araç olduğu sonucuna varılmıştır.


Original Article

ÖZEL BİR PSİKİYATRİ HASTANESİNDE YATARAK TEDAVİ GÖREN HASTALARDA AKUT AJİTASYON DURUMLARINDA UYGULANAN TEDAVİ VE YAKLAŞIMLAR

Aslı Enez Darçın,Cemal Onur Noyan,Serdar Nurmedov,Hasan Kaya,Nesrin Dilbaz
2017, 1(1), s:26-32

Amaç: Özel bir psikiyatri kliniğinde, akut ajitasyon uyarısının nedenlerinin, uygulanan tedavi, uygulanan tespit ve seklüzyon yaklaşımlarının sosyodemografik ve psikopatolojinin klinik özellikleri açısından incelenmesi amaçlanmıştır.
Yöntem: Haziran 2013-Nisan 2014 tarihleri arasında özel bir psikiyatri hastanesinde yatarak tedavi gören hastalardan akut ajitasyon için form doldurulanların tıbbi kayıtları geriye dönük olarak incelendi, 137 hastanın kaydı değerlendirildi. Akut müdahale formunun yanında aynı gün doldurulmuş kısa psikiyatrik değerlendirme ölçeği puanları değerlendirmeye alındı.
Bulgular: Çalışma süresince aynı hastanede yatarak tedavi gören hastaların %16.4’ü için akut ajitasyon uyarısı verildi ve %1.9’u için tespit, %8 için seklüzyon ve %9.4’ü için akut ilaç uygulaması yapıldığı bulundu. Uygulanan fiziksel tespit ve seklüzyon oranları gün içi saatlerde değişkenlik göstermezken ilaç uygulamaları gündüz saatlerinde yüksekti (p<0.05). Uygulama saatlerine göre fiziksel tespit süreleri gün içinde değişmezken seklüzyon süreleri akşam saatlerinde uzundu (p<0.05). En sık akut ajitasyon uyarısı nedenleri tedavi ekibine saldırganlık, şiddet tehdidi ve tedavi reddi idi. Akut ajitasyona yönelik yaklaşımlarda hastalık tanıları açısından fark yoktu. Akut ajitasyona yönelik seçilen ilaç tedavilerinin çoğunluğunu kas içi uygulamalar oluşturmakta idi. Ölçek puanları ile uygulama süreleri arasında ilişki saptanmadı.
Sonuç: Çalışmamızda literatüre göre düşük saptanan kısıtlama oranları örneklemin özel bir psikiyatri hastanesinden seçilmiş olması ile ilişkili olabilir. Bu alanda tedavi personelinin eğitimine ve yaklaşımlarımızı geliştirmeye ışık tutacak çalışmalara ihtiyaç vardır.